Neden iş bulamıyorum?

İŞ ARAMAK İŞ HALİNE GELİRSE

1-İstikbal kaygısı kronik hale geliyor.

2-Başkasına muhtaç kalıyorsun.

3-İş görüşmelerinde aşağılayanlar çok.

4-Yeni mezundan tecrübe istiyorlar.

5-İşsizlik psikolojimizi bozuyor.

Çünkü iş yok.

Çünkü istihdamı genişletmeyen büyüme var ve bu süreçte yen iş pozisyonları açılmıyor.

Çünkü KPSS ile atanacakların sayısı az.

Yetmezmiş gibi KPSS sonuçlarına riayet yerine mülakat yöntemi sayesinde yandaşı, candaşı işe almaya pek meraklılar.

Çünkü liyakat yerine sadakat arayan patron sayısı hayli fazla.

Bu yüzde bilen insan yerine bizden insan tercih ediliyor ve torpili olmayanın iş bulması çok zor.

Çünkü önerilen ücret, işe gidip gelme ulaşım parasına yetmiyor ve siyasilerin; ‘iş çok çalışmak istemiyorlar’ demelerinden bıktım. İş önerileri mantıklı değil ki…

Çünkü önerilen pozisyon, eğitimimin karşılığı değil.

Çünkü yıllarca okuyarak aldığım diplomaya bakan yok.

Çünkü oturduğum yerde iş imkânları yeterli değil.

Çünkü kariyer siteleri cv dolu ama gerçekçi değiller.

Çünkü yeni mezundan tecrübe arayan embesil çok.

Çünkü aranan nitelikler öylesine yüksek ama verilen ücret öylesine düşük ki hiç adil de mantıklı da değil.

Çünkü siyasete sırtını dayamışlar, tüm pozisyonları kapattığından beceri ve tecrübe sahiplerin fırsat gelmiyor, kayırmacılık yüzünden işsizliğe mahkûmuz.

               SEN DE İŞ ARAYANLARDAN MISIN? 

DEVAMINI OKU

20 ₺ görünümlü 200 TL banknot

5 ZEYTİN TANESİ 16 ₺ OLURSA

1-Bir yol restoranında tane zeytin 3 lira 20 kuruş

2-Kiloda 365 zeytin var, bu fiyatla kilosu 1,168 ₺

3-Cebindeki 20 lira, tadımlık zeytine yetmiyor

4-Enflasyon 200 ₺’nin cakasını değil,

5-Ahlakımızı da bozuverdi

Nicelik olarak farklı olabilirler ama nitelik itibarıyla 200 liralık banknot, 20 lira görünümüne büründü satınalma gücü üzerinden…

Enflasyonda dünya lideri ülkemizde liramız, en itibarsız paralar listesinde de yerini almaya başladı.

Son 1 yılda tüm etiketlere, fazladan 1 sıfır ilave edildi bile.

Gıda fiyatlarında bunu görebiliyoruz.

Cebimizdeki metal paraların en büyüğü olan 1 lira dahi, neredeyse hiçbir şey satın alamıyor.

50, 25, 10 ve 5 kuruşlar, nostaljik metal parçaları halini aldı.

En dramatik dönüşüm, cebimizdeki banknotlara bakışımızda yaşanıyor.

Geçen yıl 20 lira taşıyanın satınalma hareket alanı, şimdi ancak 200 lira ile sağlanabiliyor.

Hele ki enflasyonu bahane ederek etiketleri çıldırmışçasına değiştirenler 200 liraya bakışımızı, 10’da 1 değere indirgemiş bulunuyor.

Bu yüksek enflasyon sebebiyle yakında 500, 1000’lik banknot da kaçınılmaz oldu.

SEN 200 LİRAYA NE GÖZLE BAKIYORSUN?

DEVAMINI OKU

KOBİrleşin büyüyün

İŞBİRLİĞİ İŞ BÖLÜMÜ ŞART

1-Türkiye KOBİ cenneti

2-Ancak her biri başına davranma sevdalısı

3-Oysa dünya işbirliği iş bölümü yapmayanı yaşatmıyor

4-Bize ölçek ekonomisi şart

5-OBİ’leşmeliyiz

Anadolu Kaplanları; üzerine düşeni yaptı.

Yerel kalkınmanın dinamosu, ihracatın akıncısı, ekonominin can simdi oldular.

Rahmetli Özal’dan sonra başlayan ihracata dayalı dışa açık büyüme sürecinde, KOBİ sayesinde Anadolu’nun gücü fark edildi, krizlerden çabucak çıkmamız temin edildi.

Ancak şimdi Türkiye, farklı viteste… Ölçek değişti, işler daha karmaşık hale geldi, küresel rekabetin şartları çetinleşti.

Hal böyle olunca Anadolu Kaplanlarının “aslanlaşma” zorunluluğu doğdu.

Artık örgütlü ve ölçekli yapılardan geliyor.

Kaplan, hayatta kalma stratejisiyle var olur.

KOBİ’ler ve Anadolu sermayesi, darbelere rağmen yok edilemedi ve rüştünü ispat etti. Fakat şimdi bize aslan gerekiyor.

Aslan, bir arada yaşayan, avlanma dâhil her adımında strateji geliştiren, sosyal zekâsı yüksek ve en vahşi ormanda dahi “kral” işler yapan örgütlenme biçimidir.

Son 25 yıldır hep aynı şeyi haykırıyorum;

Anadolu’nun tüm KOBİ’leri…

Birleşiniz, kurumsallaşınız ve OBİ’leşiniz

  KOBİ’LER; BÜYÜMEK İSTEMİYOR MUSUNUZ?

DEVAMINI OKU

Milli servet erirken

SERVET ERİMESİNİN 5 TEHDİDİ

1-Ülke doğal kaynaksız kalır.

2-Nitelikli insanlar göç eder.

3-Afetleri önleyemezsin.

4-Giderek daha kötü yönetilirsin.

5-Fakirleşirsin.

Türkiye şu anda tüm tehditleri aynı anda yaşıyor.

Servet: sahip olunan mal mülk, zenginlik varlıktır.

Ülkelerin serveti sahip oldukları doğal güzellikler, kaynaklarıinsanlarıkültürel değerlerdir.

Bunları zenginleştirdiğin ölçüde yükselirsin.

Servet öyle bir günde oluşmaz.

Yılların birikimi ile oluşur.

Nesilden nesile aktarılarak büyür.

Milli servet ekonomik krizlerle birlikte erir. 

Kriz, beraberinde çürümüşlüğü getirir.

Dolandırırsın, soyarsın, hırsızlık yaparsın, yangın çıkartırsın, talan edersin.

Milli servet nasıl erir? 

Meslekleri itibarsızlaştırırsın; gençlerin, beyin takımın yabancı ellere gider.

Paranı olur olmaz her şeye harcarsın, gerektiği yerde harcayacak paran olmaz.

Salgın çıkar yardım edemezsin yılların birikimi şirketlerin batar.

Tedbir geliştirmezsin sele, yangına, depreme yüzyıllarını bırakırsın.

Eğitimden, bilimden gelişimden tasarruf edenler betondan tasarruf etmez. 

Zira beyinler betonlaşmıştır.

Hal böyle olunca başta en değerli servetin olan yetişmiş insan gücünü yabancılar yağmalar, sen fakirleşir, çökersin.

  SERVET YAĞMALANIYOR, FARKINDA MISIN?

DEVAMINI OKU

Bizler enayi miyiz?

KURALA UYANI ENAYİ YERİNE KOYMA

1-Vergimi zamanımda ödüyorum.

2-Trafik kurallarına uyuyorum.

3-Çevreyi kirletmiyorum.

4-Ancak kamu, bunları yapmayanları;

5-Sürekli “vergi affı” “varlık barışı” diyerek

desteklerse biz enayi miyiz?

Toplumu uygar kılan, hayatın akışını düzenleyen kurallardır.

Ancak bu kurallar, bazılarına imtiyaz oluşturmamalıdır.

Trafikte kural dinlemeyen, çakarlı aracıyla makas atan, şeridinde gideni enayi yerine koyarcasına kural ihlal eden yığınca kural tanımaz var.

Daha geçen yıl, olur olmazlara geçiş üstünlüğü tanıdılar. 

Ambulanstan öncelikliler var.

Başka bir enayilik, vergi barışında

Ekonomik sıkıntıya rağmen vergisini zamanında ödeyen, borcuna sadık olan, kamu ödemelerini aksatmayanları, ‘afsüre uzatma’ gibi etik dışı kararlarla enayi yerine koyuyorsunuz.

Helal, alın teri ile kazanan, kıt kanaat biriktirenler, ‘varlık barışı’ gibi kuralsızlara ödül veren kamu, dürüste ‘enayi’ demiş oluyor.

Engelli otoparkına araç koyan hadsizlere göz yumarsanız, kadına şiddeti iyi halden(!) salıverirseniz, suyu getiren ile testiyi kıranı bir tutarsanız, bu ülkede dürüst insanları enayi yerine koymuş olursunuz.

Bunu neden yapıyorsunuz?

Bizler, vergi veriyor, kurala uyuyor, dürüst davranıyoruz. Suçumuz bu mu?

   BİZİ ENAYİ SAYMAKTAN UTANMIYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Boğaz tokluğuna çalışmak

GELİR DAĞILIMI BOZULDUĞUNDA…

1-Açlık en büyük kitle imha silahı olur.

2-Toplumsal barış tehlikeye girer.

3-Tok, açın halinden anlamaz olur.

4-İhtişam da sefalet de abartılır.

5-Sistem fakirden alır zengine verir.

Bir ülkede bir kesim sürekli zenginleşiyor, diğer kesim fakirleşiyor ve boğaz tokluğuna çalışıyorsa ülkenin gelir adaletsizliği aşırı artmış demektir.

Boğaz tokluğuna çalışmak asgari geçim standardında yaşamaktır.

Geneli bu halde yaşayan bir ülke; bilime, eğitimeteknolojiye odaklanamaz.

Sadece yaşamaya çalışır.

Gelir dağılımı böylesine bozulunca toplumsal barış da tehlikeye girer.

Komşusu açken uyuyan bizden değildi güya…

Oysa bırak uyumayı, yoksullara aldırmıyoruz bile.

Ülkeye kayıt dışı para girişi arttı ve onun getirdiği sanal bir rahatlık var.

Kimileri konutaraba almaya devam ediyor.

Kimileri de açlık sınırında hayatta kalmaya çalışıyor.

Bulabildiği işte; boğaz tokluğunda çalışmaya razı oluyor.

Hal böyle olunca da orta gelir tuzağında debeleniyor Türkiye…

Hele ki hiperenflasyon var iken gelir dağılımındaki tehlikeli bozulmanın toplum üzerindeki barışı bozan etkisi hesaba katıldığında…

Belli ki daha uzun yıllar kalıcı açlık bizi bekliyor.

Önerim, boğaz tokluğuna çalışmanın sürdürülebilir bir şey olmadığını kavramamız ve tedbir almamız…

KOMŞUSU AÇKEN UYUYABİLEN MİSİN?

DEVAMINI OKU

Rakamların gürültüsü

5 RAKAMLA GERÇEĞİN FERYADI

1-Gerçekler, rakamlara dökülüyor.

2-Rakamların sesini kısamazsın.

3-Mızrak çuvala, rakam TÜİK’e sığmaz.

4-Ülkede herkes sana alkış tutsa bile faydasız.

5-Rakamlar gerçeği haykıracaktır.

Rakamlar; ifadesi ve anlamı net olan anlatım dili

Hükümet her attığı adımda beğenmediği bir rakam gördüğünde; ‘bu rakamı nasıl ortadan kaldırırım, hangi yönü ile görünmez hale getirir, sesini kısarım’ diyerek atraksiyonlara başladı.

Enflasyonu aşama aşama gizledi.

Bunu öyle gizli de yapmadı.

Ülkenin en önemli, en bilindik, en itibarlı kurumları aracılığı ile yaptı.

Yönetimini değiştirdi, sepetini değiştirdi.

Adı enflasyon olan, göstergesi, ibresi aynı noktalarda dalgalanan aletler üretti.

Sonuç; mızrak çuvallara sığmayınca ‘hissedilen enflasyon’ kavramı ortaya çıktı, ‘ENAG’lar türedi.

Ülkede öylesine büyük körlük ve sağırlık yaşanıyor ki…

Artık rakamlar şişeden çıkan Cin gibi ortalığa saçılıyor.

Nasıl mı?

CDS’ler 280’lerde, dolar 41 Lira engelini zorluyor.

Parkurda koşu halinde.

Ülkenin saray söylentilerini yabancı kurumlar, TV’ler, bankalar, dile getiriyor.

Herkesin önünde gerçekleşmesi adeta meşruymuş gibi ekonomi yönetimi ‘%50 enflasyon var ama sokağa çıkabiliyorum’ noktasına gelebildi.

Böylesi bir gerçeklik yaşanırken rakamlar çıldırmayı sürdürecek.

 RAKAMLARIN SESİNİ DUYABİLİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Sokağa çıkabilmek

SOKAĞIN DİLİYLE 5 UYARI

1-Açlık en büyük kitle imha silahıdır

2-Sokak bu silahın yankılandığı yerdir

3-Sokağa kulağını tıkayan kaybeder

4-Sokağı sindirmiş olman yetmez

5-Sessizliğin sağır ediciliği seni bulur

Evden adım attığında, pencereni araladığında, hayata dokunduğunda; sokaktasındır.

Sokak; iki yanında ev olan, caddeden dar ve kısa olan yoldur.

Sokak, halkın sesini duyabildiğin dinamik mekandır.

Ekonomideki büyük çöküş dalgaları, sokağın sesi ile inler.

Zira sokak artık bir ses olmuştur.

Kulak veren için uyarı, kulağını sokağa tıkayan için ise gaflet…

Sokağa çıkmak daha önce kıyafetinle, sözünle güçlü bir duruş gerektirirdi.

Pazara geç giden, çöpten beslenen, kıt kanaat geçinmeye çalışan insanlar sokaktan çekilince…

Ağzını açamayan, konuşamayan insanlar haline gelince…

Kendi söylediği sözleri bir gün sonra ‘yanlış söylemişim’ diye yalanlayan insanlar dolmaya başlayınca, sokağın da anlamı değişti.

Enflasyonun %80’e dayandığı, gerçek enflasyonun ise %120’ye koştuğu ortamda, bunun sorumlularının sokağa çıkabilme cüreti göstermesi, tam da bu yüzdendir.

Sokak sessizleştirildi, ses çıkarana haddi(!) bildirildi.

Sokak, buna rağmen açlığın sessiz çığlığıyla yankılandığı yerdir hâlâ…

SESSİZ ÇIĞLIKLARI DUYABİLİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Kararlılık söyleminin halka faturası ağır…

EYLEMSİZ KARAR ÜLKEYE ZARAR

1-Yanlış karar dahi kararsızlıktan iyidir

2-Ama kararının ardında durman şartıyla

3- ‘Kararlıyız çözeceğiz’ diyorsun

4-Ancak çözülen bir şey yok

5-Kararlıyım diyene kitleler sürgit kanar mı?

Kararlılık; Kararlı olma durumudur.

İstikrarlı gösterir.

Nereye uygulanırsa orada anlamlı ve olumlu sonuca ulaşır.

Söylemi net, eylemi meşakkatli, hareketi sonuca doğru daralandır.

Hedefi 12’den vurmak isteyen herkes için çözüm arenasıdır kararlılık.

Kararlılık uygulanıyor ancak hedefe ulaşılamıyorsa 2 durum söz konusudur.

Bir; ortadaki eylem kararlılık içeren bir eylem değildir.

İki; okçular hedef tahtasını tutturacak maharete sahip değildir.

Peki, kararlılıkla yola çıktıklarımız nelerdi?

Enflasyonda kararlıyız, hedef %5. Netice TÜFE %72.

Liranın itibarını korumada kararlıyız; Para pul oldu.

Faiz tek hane kararı vardı %50’ye kilitledik $ uçtu.

Doları indirme kararı vardı. KKM çıkardık, durduk.

Kredi itibarında kararlıydık, CDS’imiz 250’ye takıldı.

Borsada ‘kazan kazan dönemi, para akacak’ dedik; yabacılar 2018 yılından bu yana kararlılıkla kaçtı.

Acaba hangi kararlılığımız netice verdi?

Kararlıyız’ söylemiyle oyalamak yerine kararın gereğini yapsan?

   EYLEMSİZ KARAR ÜLKEYE ZARAR DEĞİL Mİ?

DEVAMINI OKU

İşte büyümenin gerçek formülü

ORTAKLIK KÜLTÜRÜ KAZANDIRIYOR

1-Bölgesel güç, küresel marka olmak için;

2-Güç birliği, ortaklık şart.

3-Üstelik birleşerek büyümek,

4-Büyüyünce ittifak kurmaktan,

5-Çok daha fazlasını sağlıyor bizlere.

Aslında formül sade; Birleşip büyümek, büyüyüp birleşmekten çok daha iyidir.

2 ile 5 hacmindeki iki şirket, ayrı ayrı 3’e katlanıp birleşirlerse, ulaşacağı değer 133 birim ise…

Bu iki şirket önce birleşip 7 hacmine ulaştıktan sonra 3’e katlandığında ulaşacağı değer; 343 birim olur.

İlkokul matematiği kadar basit bu.

Mademki dünya bizi yenilenmeye zorluyor, bu yeni yolda yeni ayakkabılarla yürümek daha akıllıca olmaz mı?

Zihin yapımızı “azıcık aşım, kaygusuz başım” ölçeğinden taşısak?

Misal; daha fazla işbirliği ve işbölümüne gitsek?

Birlikte iş yapma becerisi, bir yandan ölçek ekonomisini oluştururken diğer yanda kabiliyet havuzunu geliştiriyor.

Pazar risklerini azaltıyor ve rakiplere karşı üstünlük sağlıyor.

Sorun; iyiler ittifakı olmayışında…

Ortaklık KOBİ dolu ama işbirliği yapanlar çabucak BOBİ (büyük ve orta boy işletme) olabiliyor.

Gelişiyor, serpiliyor ve hızla büyüyor.

Ortaklık kültürünü benimsesek diyorum.

BÜYÜMEK İSTEMİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU