20 ₺ görünümlü 200 TL banknot

5 ZEYTİN TANESİ 16 ₺ OLURSA

1-Bir yol restoranında tane zeytin 3 lira 20 kuruş

2-Kiloda 365 zeytin var, bu fiyatla kilosu 1,168 ₺

3-Cebindeki 20 lira, tadımlık zeytine yetmiyor

4-Enflasyon 200 ₺’nin cakasını değil,

5-Ahlakımızı da bozuverdi

Nicelik olarak farklı olabilirler ama nitelik itibarıyla 200 liralık banknot, 20 lira görünümüne büründü satınalma gücü üzerinden…

Enflasyonda dünya lideri ülkemizde liramız, en itibarsız paralar listesinde de yerini almaya başladı.

Son 1 yılda tüm etiketlere, fazladan 1 sıfır ilave edildi bile.

Gıda fiyatlarında bunu görebiliyoruz.

Cebimizdeki metal paraların en büyüğü olan 1 lira dahi, neredeyse hiçbir şey satın alamıyor.

50, 25, 10 ve 5 kuruşlar, nostaljik metal parçaları halini aldı.

En dramatik dönüşüm, cebimizdeki banknotlara bakışımızda yaşanıyor.

Geçen yıl 20 lira taşıyanın satınalma hareket alanı, şimdi ancak 200 lira ile sağlanabiliyor.

Hele ki enflasyonu bahane ederek etiketleri çıldırmışçasına değiştirenler 200 liraya bakışımızı, 10’da 1 değere indirgemiş bulunuyor.

Bu yüksek enflasyon sebebiyle yakında 500 liralık banknot da kaçınılmaz olacak.

SEN 200 LİRAYA NE GÖZLE BAKIYORSUN?

DEVAMINI OKU

KOBİrleşin büyüyün

İŞBİRLİĞİ İŞ BÖLÜMÜ ŞART

1-Türkiye KOBİ cenneti

2-Ancak her biri başına davranma sevdalısı

3-Oysa dünya işbirliği iş bölümü yapmayanı yaşatmıyor

4-Bize ölçek ekonomisi şart

5-OBİ’leşmeliyiz

Anadolu Kaplanları; üzerine düşeni yaptı.

Yerel kalkınmanın dinamosu, ihracatın akıncısı, ekonominin can simdi oldular.

Rahmetli Özal’dan sonra başlayan ihracata dayalı dışa açık büyüme sürecinde, KOBİ sayesinde Anadolu’nun gücü fark edildi, krizlerden çabucak çıkmamız temin edildi.

Ancak şimdi Türkiye, farklı viteste… 

Ölçek değişti, işler daha karmaşık hale geldi, küresel rekabetin şartları çetinleşti.

Hal böyle olunca Anadolu Kaplanlarının “aslanlaşma” zorunluluğu doğdu.

Artık örgütlü ve ölçekli yapılardan geliyor.

Kaplan, hayatta kalma stratejisiyle var olur. KOBİ’ler ve Anadolu sermayesi, darbelere rağmen yok edilemedi ve rüştünü ispat etti.

Fakat şimdi bize aslan gerekiyor.

Aslan, bir arada yaşayan, avlanma dâhil her adımında strateji geliştiren, sosyal zekâsı yüksek ve en vahşi ormanda dahi “kral” işler yapan örgütlenme biçimidir.

Son 25 yıldır hep aynı şeyi haykırıyorum; Anadolu’nun tüm KOBİ’leri…

Birleşiniz, kurumsallaşınız ve OBİ’leşiniz

  KOBİ’LER; BÜYÜMEK İSTEMİYOR MUSUNUZ?

DEVAMINI OKU

Üretmeyen teknoloji

KLAVYE Mİ yoksa MOUSE MU?

1-Soru: “en fazla mouse’u mu?

2-Yoksa klavyeyi mi kullanıyorsun?”

3-Cevapların dağılımı ilginç; %80 mouse, %20 klavye.

4-Klavye; genelde ÜRETİMİ,

5-Mouse ise TÜKETİMİ temsil ediyor.

Neredeyse bütün dünya; kimi yoğun kimi kısmen teknoloji kullanıyor.

Ama teknolojiyi üretmiyorsanız büyük ihtimalle tüketicisi olmuşsunuz demektir.

Bizde; üretim süreçlerinde akıllı ve gereği kadar teknoloji kullananlarımız çoğunlukta.

Sorun, üretmeyen teknolojinin tüketicisi olanlarımızda…

Çeyrek asır önce bilişim konferanslarında sıkça uyguladığım test şuydu; ‘Bilgisayarı olan el kaldırsın.’

Önceleri tek tük ama sonraları, salonun neredeyse tamamı el kaldırır oldu.

Bilgisayarı olanlara şunu sorardım; ‘En fazla mouse’u mu yoksa klavyeyi mi kullanıyorsunuz?’ 

Gelen cevapların genel dağılımı ilginçti; %80 mouse%20 klavye.

Benim bu duruma yaptığım yorum klavyenin üretimi mouse’un tüketimi temsil ettiğiydi.

Gerçi mouse ile üretim yapan tasarımcı benzeri işler de söz konusu ama geneli fazlaca etkilemez.

Bugün cep telefonları bilgisayarlaştıkça mouse’un yerini parmak aldı.

Şimdi soru şu; o parmaklar ile katma değeri olan ne gibi üretim yapıyoruz?

Üretmeyen teknoloji bizi tüketiyordur.    

TEKNOLOJİ İLE ÜRETİCİ MİSİN TÜKETİCİ Mİ?

DEVAMINI OKU

Kaygıdeğer yöneticilerim

CEBİMİZ DOLAR MI?

1-Bu kafayla dolmaz.

2-Çünkü Dolar bizim paramız değil.

3-O halde nedendir bu $ aşkı?

4-Çünkü enflasyon liramızı eritiyor.

5-Dolara hücum yok, Liradan kaçış var.

TL’yi değerli kılmadıkça çilemiz dolmaz…

Size bu mektubu saygı dolu sözcüklerle ancak kaygı dolu duygularla yazıyorum. 

Kendi vatanında parya haline gelen liramızın akıbetinden endişeliyim.

Herkes ondan kaçmaya başladı.

El parasına, KKM’ye dolara sığınıyor.

Altına otoya konuta borsaya kaçıyor.

Liramıza sahip çıkması gereken Merkez’in elinden gelen bu kadar.

Bağımsız değil, aizi zorla yönetebiliyor ve bu yüzden lira, kafasını suyun üstünde dahi tutamıyor, ha bire su yutup duruyor.

Kaygıdeğer yöneticilerim; kaygılarım yersiz değil.

Daha önce dolar alıp başını gittiğinde başımıza gelenleri hatırlıyorum.

Kaygıdeğer yöneticilerim; abarttığımı sanmayın, endişeliyim.

Kaygıdeğer yöneticilerim; dolarizasyona benzin taşıyoruz.

Kaygıdeğer yöneticilerim; dolarla maaş almıyorum ama maaşı ile dolar almaya koşanlar hayli fazlalaştı etrafımızda.

Kaygıdeğer yöneticilerim; ‘ne güzel dolar arttıkça cari açık azalıyor’ diyenlere kanmayın, ihraç mal maliyeti artıyor.

Kaygıdeğer yöneticilerim; ekonominin gidişatından, ülkemin geleceğinden hayli  endişeliyim.

Maruzatım budur.

EN DERİN  KAYGILARIMLA

DEVAMINI OKU

İletişim özürlü olma

İLETİŞEMEYENLERDEN MİSİNİZ?

1-Ortalık iletişim özürlüleriyle dolu.

2-Becerip adını dahi yazamayan…

3-Telefon numarasından onu tanımamızı bekleyen…

4-“Kimsiniz” diye sorunca küsen, alınan.

5-Meramını ifade edemeyen yığınlar…

Hayatımızda iletişim; hayati öneme sahip.

Üstelik sağımız solumuz cebimiz evimiz iletişim araçlarıyla dolu.

Böylesine imkan varken becerip iletişim kuramayanımız hayli fazla…

Cebine mesaj gelir; adını söylememiştir. 

Kendisi biliyor ya tüm evrenin de bildiğini sanacak kadar eblehtir. S

orarsın; ‘kimsiniz?’ diye; ‘tanımadın mı?’ diye alınganlık gösterebilir.

Peki ya işi iletişim kurmak olanlara ne demeli?

Kurumsal iletişim, PR firmasından mail gönderir, ya tarihi yazmaz ya da etkinlik yerini

Temsil ettiği kuruma dair bilgi sahibi değildir genelde…

Davetiye gönderir, üzerinde, adı, soyadı, adresi veya içeriği tam değildir.

Kurumlar, lütfen iletişim özürlülere kurumun iletişimini teslim etmeyin.

Yazık size…

Geçenlerde bir WhatsApp mesajı geldi bana; ‘N’aber?’ diye.

Kimsiniz?’ diye sordum; ‘Ne o tanımadın mı?’

Foto koymuş; bir şempanze

Ben de ‘Özür dilerim fotoğrafından tanıyamadım’ diye yazdım.

Küstü ve gitti.

Meğer iletişimci imiş.

İletişim DİRİ ve DURU olmalı…

Eblehlik değil…

   İLETİŞİMCİN, İLETİŞİM ÖZÜRLÜ OLMASIN?

DEVAMINI OKU

Milli servet erirken

SERVET ERİMESİNİN 5 TEHDİDİ

1-Ülke doğal kaynaksız kalır.

2-Nitelikli insanlar göç eder.

3-Afetleri önleyemezsin.

4-Giderek daha kötü yönetilirsin.

5-Fakirleşirsin.

Türkiye şu anda tüm tehditleri aynı anda yaşıyor.

Servet: sahip olunan mal mülk, zenginlik varlıktır.

Ülkelerin serveti sahip oldukları doğal güzellikler, kaynaklarıinsanlarıkültürel değerlerdir.

Bunları zenginleştirdiğin ölçüde yükselirsin.

Servet öyle bir günde oluşmaz.

Yılların birikimi ile oluşur.

Nesilden nesile aktarılarak büyür.

Milli servet ekonomik krizlerle birlikte erir. 

Kriz, beraberinde çürümüşlüğü getirir.

Dolandırırsın, soyarsın, hırsızlık yaparsın, yangın çıkartırsın, talan edersin.

Milli servet nasıl erir? 

Meslekleri itibarsızlaştırırsın; gençlerin, beyin takımın yabancı ellere gider.

Paranı olur olmaz her şeye harcarsın, gerektiği yerde harcayacak paran olmaz.

Salgın çıkar yardım edemezsin yılların birikimi şirketlerin batar.

Tedbir geliştirmezsin sele, yangına, depreme yüzyıllarını bırakırsın.

Eğitimden, bilimden gelişimden tasarruf edenler betondan tasarruf etmez. 

Zira beyinler betonlaşmıştır.

Hal böyle olunca başta en değerli servetin olan yetişmiş insan gücünü yabancılar yağmalar, sen fakirleşir, çökersin.

   SERVET YAĞMALANIYOR, FARKINDA MISIN?

DEVAMINI OKU

Organizasyon dehşet

AVARA KASNAK MISIN?

1-Değer üretmeyen

2-Güç aktarmayan

3-Ama sistemi geren ve boşa dönen parçaya avara kasnak denir

4-Siz; boşa çalışan, çalışır gibi görünen

5-Kendini tekrar eden sistemlerin parçası olmayın

Adamın biri arkadaşıyla yolda giderken elindeki çakısıyla parmağını keser.

Biraz ötede bir özel sağlık kurumu vardır.

Adam “ben şurada pansuman yaptırayım” der.

İçeri girince, karşısına iki kapı çıkar.

Birinde ‘HASTALAR’, ötekinde “YARALILAR’ yazılıdır.

Yaralılar kapısından girer.

Yine iki kapı vardır.

Birinde ‘ET’, ötekinde ‘KEMİK2 yazar.

Et kapısından girer.

Yine iki kapı…

Birinde ‘ÖNEMLİ’ ötekinde ise ‘ÖNEMSİZ’ yazıları vardır.

Önemsiz yazandan girince bir anda kendini sokakta bulur.

Arkadaşı sorar: ‘Nasıl, sana iyi baktılar mı?’ 

Adam cevap verir: ‘Hayır, ama organizasyon dehşet!’

Türkiye; ‘dehşet organizasyonlar’ cenneti(!) durumundadır.

Değer üretmeyen sistemleri ayıklamadıkça organizasyonel ‘dehşetler’ bizi orta gelir tuzağına mahkûm edecektir.

Sorun, yeterince üretememektir ve ortada üretilen değer yoksa organizasyonel mükemmelliğin hiçbir anlamı yoktur.

ANLADIK MÜKEMMELSİNİZ AMA KİMİN NE İŞİNE YARARSINIZ?

DEVAMINI OKU

Boğaz tokluğuna çalışmak

GELİR DAĞILIMI BOZULDUĞUNDA…

1-Açlık en büyük kitle imha silahı olur.

2-Toplumsal barış tehlikeye girer.

3-Tok, açın halinden anlamaz olur.

4-İhtişam da sefalet de abartılır.

5-Sistem fakirden alır zengine verir.

Bir ülkede bir kesim sürekli zenginleşiyor, diğer kesim fakirleşiyor ve boğaz tokluğuna çalışıyorsa ülkenin gelir adaletsizliği aşırı artmış demektir.

Boğaz tokluğuna çalışmak asgari geçim standardında yaşamaktır.

Geneli bu halde yaşayan bir ülke; bilime, eğitimeteknolojiye odaklanamaz.

Sadece yaşamaya çalışır.

Gelir dağılımı böylesine bozulunca toplumsal barış da tehlikeye girer.

Komşusu açken uyuyan bizden değildi güya… O

ysa bırak uyumayı, yoksullara aldırmıyoruz bile. Ülkeye kayıt dışı para girişi arttı ve onun getirdiği sanal bir rahatlık var.

Kimileri konutaraba almaya devam ediyor.

Kimileri de açlık sınırında hayatta kalmaya çalışıyor.

Bulabildiği işte; boğaz tokluğunda çalışmaya razı oluyor.

Hal böyle olunca da orta gelir tuzağında debeleniyor Türkiye…

Hele ki hiperenflasyon var iken gelir dağılımındaki tehlikeli bozulmanın toplum üzerindeki barışı bozan etkisi hesaba katıldığında…

Belli ki daha uzun yıllar kalıcı açlık bizi bekliyor.

Önerim, boğaz tokluğuna çalışmanın sürdürülebilir bir şey olmadığını kavramamız ve tedbir almamız…

KOMŞUSU AÇKEN UYUYABİLEN MİSİN?

DEVAMINI OKU

İnekler sağılmıyor

SEN AĞA BEN AĞA… İNEĞİ KİM SAĞA?

1-Yaylaya Yeşil Yol yaptık, beton arttı.

2-Oysa amaç; turist gelsin üretim artsın idi.

3-Yaylaya süt götürülür mü?

4-Götürüyoruz artık.

5-Meralar; inekleri değil, betonu otlatıyor.

20 yıldır yazın en az 1 ayımı yaylalarda geçiririm.

İnternet sayesinde burada çalışırken dağ bayır dolaşır, tabiattaki değişimisosyo-kültürel farklılaşmayı gözlemlerim.

Son 10 yıldan bu yana gördüğümü şudur; hayvan sayısı azalmış beton sayısı çoğalmış

Beton da bize süt vermiyor.

Bunun için inek gerekkoyun keçi gerek

Artık İnek sağılmıyor, daha doğrusu onları sağıyoruz da sayıları azalıyor.

Merayı, yemi bahane edip süte hasret ulus haline geliyoruz. T

arım sanki utanılacak bir şeymiş gibi; ‘efendim zengin olmak için bilişimde teknolojide üretici olmak bize yeter’ gibi tuhaf fantezilere saplanıyoruz.

Oysa Korona, gıdanın ne denli hayati olduğunu bir kez daha gösterdi bize.

Ülkede güçlü sanayi mutlaka olmalı fakat yalnızca makineler ile çocuklarımıza sofra donatamayız.

Silahla vatanı koruruz ama içecek suya da ihtiyaç var.

Sorum şu; Biz tarımdan uzaklaşmalı mıyız?

Yaylamıza şehirden süt götürülür mü?

İnek sağamıyorsak bizi inek gibi sağan yabancılar çıkar.

   BİZ ÜRETMEZSEK BESİN NEREDEN GELECEK?

DEVAMINI OKU

Aynı ufka bakmak

ZEYTİNYAĞI İLE SU İŞBİRLİĞİ YAPAR MI?

1-Yapmaz, yapmıyor, yapamıyor.

2-Çünkü özgül ağırlıkları farklı…

3-Üniversite ile sanayi işbirliği yapacaksa:

4-Aynı ufka bakmalı.

5-Kurumsal egolarını bir kenara bırakmalı.

Eğer aynı ufka bakmıyorsak, ayrı yönlerde yol alıyoruz demektir. 

Aynı yöne gitmiyorsak, işbirliği ve işbölümüne gerek duymaz, her birimiz kendi başımızın çaresine bakmak zorunda kalırız.

Tıpkı üniversite ve sanayimiz gibi…

Şu üniversite-sanayi işbirliğini ben, zeytinyağı ile su ilişkisine benzetiyorum.

Aynı kavanoza koyup karıştırsanız dahi; işbirliği-işbölümü üretmek yerine, kimin zeytinyağı olarak üste çıkacağı çekişmesi ortaya çıkıveriyor.

Hal böyle olunca verim alınamıyor, zaman heba ediliyor, kaynaklar israf, umutlar ziyan ediliyor.

Ancak lafla peynir gemisi yürümüyor, işbirliğine muhtaç alanda nal topluyoruz.

Peki, sorun nedir?

Sorun, özgül ağırlıklarının arasındaki fark, aynı ufka bakmıyor olmaları…

 Özgül ağırlık; amaç birlikteliğidir. 

Aynı ufuk; daha iyi bir Türkiye özlemidir.

Bilime inanan sanayici azlığıdır. Endüstriyi küçümsemeyen bilim insanı kıtlığıdır.

Çare?

 Akıl ve vicdan tutulmasını bir yana bırakmak, işbirliğine gitmektir. 

YÖK başka çaresi…

  DAHA İYİ BİR TÜRKİYE TALEBİNİZ YOK MU?

DEVAMINI OKU