Sivil toplum örgütüne güven sürekli azalıyor

Acaba neden? STK’ların toplumsal örgütlenmede güven kaybına sebep olan nedir? Bireysel Bağışçılık ve Hayırseverlik Araştırması’na göre STK faaliyetlerine katılma oranı %20’lerden %10’lara gerilemiş durumda.

Görünen ilk etki, desteğin öncelikle aile, yöresel veya hemşerilik bağları olanlarına gittiğidir. STK’lara değil

Hayırseverlerin en büyük hayal kırıklığı, hayrının amaç dışı kullanımıdır. Bu, zekâtını emanet ettiğin birinin, fitreni zimmetine geçirmesi olabilir. Plastik kapak desteğinin engelliye gitmeyişi de… Tekerlekli sandalye için aldığın engelli tiyatro biletinin sahteliği de… Okul yapılsın diye bağışladığın arsanın, birilerinin cebine girmesi de…

İlkokulda fitre zarfları içinde Türk Hava Kurumu’na bağışlarımızın, yöneticilerinin uçakla tatil finansmanına gittiğini hatırlıyorum. STK’ların denetlenmiyor olması,

         hayırsevere zulümdür. SEN GÜVENİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Okulda eşitler arası zulüm: Akran zorbalığı

Akran zorbalığı; cinsiyet, ırk, din veya yetkinlik sağlama gerekçesiyle, yaş ya da fiziksel güç olarak daha güçsüz çocuklara, yaşıtlarınca uygulanan bilinçli tekrarlanan fiziksel, sözel veya duygusal şiddet olaylarının genel adı…

Zorbalığın 3 yaşa kadar inebildiği günümüzde araştırmalar; mağdurların da zamanla zorbaya dönüştüğünü söylüyor.

Erkek çocuklar fiziksel zorbalık uygularken, kız çocuklar daha çok sosyal zorbalığa maruz kalıyor. Derin Maarif Dergisi’nden  Canan Güleç’in incelemesinde; okul öncesinde görülen zorbalık; orta ve lise yıllarında görece azalıyor fakat mağdurlar üzerindeki olumsuz etkileri sürüyor.

Zorbalar, kurbanlarını en fazla vakit geçirdiği ve çok iyi tanıdığı çocuklardan seçiyor. Kaynaştırma sınıfları zorbalık mağdurlarıyla dolu ve buna karşı tedbir almak gerekiyor. Öncelikle okul yönetimlerinin farkındalığı şart ve zorba gözlemcileri görevlendirmeli. ÇOCUĞUNUZ ZORBA MI?

DEVAMINI OKU

İşte büyümenin gerçek formülü

Aslında formül çok sade; birleşip büyümek, büyüyüp birleşmekten çok daha iyidir. 2 ile 5 hacmindeki iki şirket, ayrı ayrı 3’e katlanıp birleşirlerse ulaşacakları değer, 133 birim ise… Bu iki şirket önce birleşip 7 hacmine ulaştıktan sonra 3’e katlandığında ulaşacakları değer 343 birim olur. İlkokul matematiği kadar basit bu.

Madem ki dünya bizi yenilenmeye zorluyor, bu yeni yolda yeni ayakkabılarla yürümek daha akıllıca olmaz mı?

Zihin yapımızı; ‘azıcık aşım, kaygısız başım’ ölçeğinden taşırsak? Misal; daha fazla işbirliği ve işbölümüne gitsek?

Birlikte iş yapma becerisi, bir yandan ölçek ekonomisini oluştururken diğer yanda kabiliyet havuzunu geliştiriyor, pazar risklerini azaltıyor ve rakiplere karşı üstünlük sağlıyor. Sorun; iyiler ittifakı olmayışında… Ortalık KOBİ dolu ama işbirliği yapanlar, çabucak BOBİ (büyük ve orta boy işletme) olabiliyor. BÜYÜMEK İSTEMİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Fakir şirketlerin zengin patronları

Türkiye, fakir şirketlerin zengin patronlarıyla dolu… Sermayeleri yeterince güçlü olmayınca ekonomideki sıkıntılardan hastalanıyor, zor duruma düşebiliyorlar.

Bu; servet sahibi ama geliri düşük yapıyı dönüştürmek için şimdiden daha uygun zaman var mı?

Biliyoruz ki sahibi zengin olup kendisi fakir olan şirketin nefesi çabuk tükeniyor. Sermayesini servet yapan patron, soba ateşine çıra oluyor. 2001 krizini hatırlıyorum. Bir ilimizin ticaret ve sanayi odasında “şirketlerin krizden çıkış yolları” konulu konferans vermek için bu ile gitmiştim. Biraz geç kalınca salona en geç giren ben olmuştum. Konuşmam çok kısa sürmüştü; “hanımlar beyler, binanın bahçesi lüks otolarınızla dolu. Oysa siz ilk iş; işçileri eve göndermeyi seçmiş ve işsizliği şişirip krizi tetiklemişsiniz.’

     ACABA SERVETİ SERMAYAYE KATAMAZ MIYIZ?

DEVAMINI OKU

Beni gücümde dene

Zayıfken insan, daha adildir; zira adalete muhtaçtır.

Çünkü mağdur edilmiştir; “gücün taşrasına” düşmüştür. Adalet talebi, zulme uğramama ihtiyacıyla örtüşmüştür.

Zayıfken insan, üretken olmak zorundadır. Çünkü hayatta kalma repertuarı genişlemiştir, sıra dışı yöntemleri bu refleksiyle daha kolay keşfedebilecektir.

Zayıfken vefalı olmak zorundadır. Zayıflığı doğuran dışlanmışlık , “bir güce vefa göstererek” aşılabiliyordur.

Zayıfken dürüst olmak, fazla bir değer ifade etmez. Dürüst kalma zorundaki biri; karıştırılır ilkeli canlı insanla.

Asıl sınav; güç aktarıp, o insanı gücünde denemektir.

Güçlü insan, bu gücü kullanırken gösterir gerçek kimliğini.

Bu testten geçemeyenlere ise kötü insan diyorum ben. Toplumu kemiren, kamusal alanda sorun çıkaran, işletmede kaynakları heba eden, düzen tanımaz, istilacı ruh hali temsilcileri… Kural ihlali, hak gaspı, sorumsuzluk, ötekine eziyet, çalışanına mobbing, kötülüğünü gücünden alanlar…

    GÜÇ AKTARILINCA KÖTÜLEŞENLERDEN MİSİNİZ?

DEVAMINI OKU